metin
Gazeteci Metin Göktepe'nin görevi başında katli ve dava süreci
07/03/2008

Evrensel Gazetesi Muhabiri Metin Göktepe, 8 Ocak 1996 tarihinde Ümraniye E Tipi Cezaevi'nde yaşamını yitiren Orhan Özen ile Rıza Boybaş'ın Alibeyköy'de yapılacak cenaze törenini izlemekle görevliydi. Yoğun polis ablukasının olduğu Alibeyköy'de 500'ün üzerinde kişi gözaltına alındı. Gözaltına alınanlar arasında Metin Göktepe de bulunuyordu. Gerekçesi ise "sarı basın kartı"nın olmaması ve polise itiraz etmesiydi! Metin diğer gözaltına alınanlarla birlikte Eyüp Kapalı Spor Salonu'na götürüldü. Burada kendinden geçinceye kadar Metin'e dayak atan polisler, cansız bedenini Spor Salonu'nun büfesinin yanına bıraktı.

Önce inkâr, sonra özür
8 Ocak 1996 akşam saat 20.00'de Eyüp C. Savcısı Erol Canözkan, olay ve ölüm tutanağı düzenleyerek Metin'in cesedini Adli Tıp'a gönderdi. Savcı Canözkan, Göktepe'nin gözaltına alındığını kabul etti, ancak akşam üzeri serbest bırakıldığını, sonra Eyüp'te bir çay bahçesinde otururken fenalaşarak oturduğu sandalyeden düştüğünü ve burada öldüğünü iddia etti. Bir süre gözaltında tutulduktan sonra serbest bırakılanlar ise, ısrarla Metin'in gözaltında polis tarafından öldürüldüğünü ve cesedinin gözaltında tutulan diğer kişilerin yanından alınarak götürüldüğünü söylediler. Metin'in ağabeyi İbrahim Göktepe, Eyüp Cumhuriyet Savcısı Erol Canözkan'a ifade verdi ve Metin'in gözaltında polisler tarafından öldürüldüğünü belirterek, şikayetçi olduğunu söyledi.
10 Ocak 1996: Evrensel Gazetesi Sahibi Vedat Korkmaz, polisler hakkında idari soruşturma açılması için İstanbul Valiliği'ne şikayet dilekçesi verdi. İstanbul Emniyet Müdürü Orhan Taşanlar, gözaltına alınanlar arasında Göktepe'nin olmadığının kamera görüntülerinden de tespit edildiğini, listede isminin yeralmadığını ileri sürdü. Ancak daha sonra yaptığı açıklamalarda Göktepe'nin gözaltına alındığını kabul etti. CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, olaylara göz yumulamayacağını ve bir an önce olayın aydınlatılması gerektiğini belirtti.
İstanbul Vali Vekili Rıdvan Yenişen, Göktepe'nin gözaltına alınmadığını iddia ederken, İçişleri Bakanı Teoman Ünüsan da, ilk önce Göktepe'nin adının gözaltına alınanlar listesinde bulunmadığını söyledi. Daha sonra listede adının bulunmadığını, ancak gözaltına alındığını kabul etti. Ardından Göktepe'nin duvardan düştüğünü savundu. Göktepe'nin gözaltına alındığının tanık anlatımlarıyla ve raporlarla ispatlanması üzerine ise, Göktepe ailesinden özür dilemek zorunda kaldı. Metin'in annesi Fadime Göktepe, Ünüsan'ın özrünü kabul etmeyerek, katillerin cezalandırılmasını istedi.
11 Ocak 1996: Vedat Korkmaz'ın şikayet dilekçesi ve Metin'le ilgili Adli Tıp otopsi tutanağı Valilik tarafından idari soruşturma yapılması için Polis Başmüfettişi Yaşar Gökışık'a gönderildi.
13 Ocak 1996: TGC Başkanı Nail Güreli'yi ziyaret eden ANAP Genel Başkanı Mesut Yılmaz, Göktepe'nin ölümüne ilişkin resmi makamların yaptıkları açıklamaların tatmin edici olmadığını söyledi ve olayın takipçisi olacaklarını ifade etti.
15 Ocak 1996: Eyüp Cumhuriyet Başsavcılığı, "görevsizlik kararı" ile Memurin Muhakematı Hakkında Muakkat Kanun hükümleri gereği haklarında soruşturma yapılan polislerin atılı suçu idari görevlerini ifa ederken işledikleri gerekçesi ile soruşturma dosyasını Eyüp Kaymakamlığı'na gönderdi. Eyüp Kaymakamlığı da dosyayı İstanbul Valiliği'ne gönderdi.
16 Ocak 1996: İnsan Haklarından Sorumlu Devlet Bakanlığı, raporunu açıkladı. Raporda, "Metin Göktepe gözaltına alınmış, gözaltında polis tarafından öldürülmüştür" denildi.

İlden ile sürgün
Ancak, gerek Metin'in duvardan düşerek değil bizzat polisler tarafından öldürüldüğü, gerekse de bu polislerin yargı önüne çıkarılarak cezalandırılması bu siyasilerin çabaları sayesinde olmadı. Metin'in meslektaşları olan genç gazeteciler, Metin gözaltına alındığı ve öldürüldüğü günden itibaren, duruşmaları izlerken atacakları "İnadına hepimiz birer Metin'iz" sloganının gereğini yapmaya başladı.Göktepe ailesinin, gazetecilerin, avukatların ve Metin'in gazetesi Evrensel'in ısrarlı çabalarıyla İçişleri Bakanlığı soruşturma başlatmak zorunda kaldı.
17 Ocak 1996: 350'nin üzerinde müdahil avukat, Eyüp Cumhuriyet Başsavcılığı'na dilekçe vererek, İçişleri Bakanı Teoman Ünüsan, İstanbul Emniyet Müdürü Orhan Taşanlar, İstanbul Emniyet Müdür Yardımcısı Kemal Bayrak, İstanbul Çevik Kuvvet Müdürü ve olay günü Eyüp ve Eyüp Spor Salonu'nda görev yapan polisler hakkında "kasten adam öldürmek, cürüm işlemek için memuriyetini kullanmak, cürüm işleyenleri saklamak, suç işlemeye tahrik, iş ve çalışma özgürlüğünü tahdit, kişi özgürlüğünden mahrum etmek ve memuriyet ve mevki nüfusunu suistimal etmek" suçlarından soruşturma açılmasını istedi.
19 Ocak 1996: Bir grup gazeteciyi Çankaya Köşkü'nde kabul eden Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel, "Cinayeti polis işlemiştir tabirini beğenmiyorum. Hadiseleri kendi sınırları içinde mütalaa etmeliyiz. Münferit hadiselerden netice çıkarırken, devleti yargılamayalım. Yargılanacak olan suçu kim işlemişse odur. Polis teşkilatını yargılamamız yanlıştır. Ama üstünde polis üniforması olan A veya B şahsı işlemişse, yakasına yapışırız. Cinayet örtbas edilemez" dedi. Aynı gün Evrensel gazetesinin Ankara bürosunu ziyaret eden DSP Genel Başkanı Bülent Ecevit, Metin'in öldürülmesinin demokrasi ayıbı olduğunu söyleyerek, DSP olarak olayın aydınlatılması için ellerinden geleni yapacaklarını ifade etti.
20 Ocak 1996:Mesut Yılmaz, "Göktepe olayının arkasında olacağız. Göktepe'nin devlet tarafından öldürülmesi iddiası devlet adına utanç verici bir durumdur. Bu olaydan sorumlu olanlar ortada, raporlar ortada, ancak hiçbir ilerleme sağlanamıyor" dedi. Demirel de, Göktepe'nin öldürülmesinin "namus meselesi" haline geldiğini söyledi.
22 Ocak 1996: Başbakan Tansu Çiller, Göktepe'nin duvardan düşmediğini, gözaltına alındığını açıkladı.
7 Şubat 1996: İçişleri Bakanlığı müfettişlerinin soruşturması sonuçlandı. Müfettişler tarafından hazırlanan 38 sayfalık fezlekede 49 polisin yargılanması istendi.
8 Şubat 1996: İstanbul İl İdare Kurulu, 48 polis için lüzum-u muhakeme ve Eyüp İlçe Emniyet Müdürü M. Ali Aydın Aydemir hakkında men-i muhakeme kararı verdi. Yargılanmasına karar verilen 48 polis suçsuz oldukları gerekçesi ile ve müdahil vekilleri
48 polis dışındaki sorumluların da yargılanması gerekir iddiası ile İl İdare Kurulu kararına karşı Danıştay'a itiraz ettiler. Dosya Danıştay 2. Dairesi'ne gitti.
15 Şubat 1996: ANAP Yalova Milletvekili Yaşar Okuyan'ın önerisi ile TBMM Genel Kurulu'nun 14. bileşiminde "Gazeteci Metin Göktepe Cinayetinin Açıklığa kavuşturulması ve Faillerinin Ortaya Çıkarılması Amacıyla Bir Meclis Araştırma Komisyonu Kurulmasına" karar verdi.
3 Nisan 1996: Danıştay 2. Dairesi, İstanbul İl İdare Kurulu'nun kararını aynen onadı. Dosya İstanbul Valiliğine gönderildi. Valilik dosyayı İstanbul Adliyesine gönderdi. Dava İstanbul 6. Ağır Ceza Mahkemesi'ne tevzi edildi. İstanbul 6. Ağır Ceza Mahkemesi 15 Temmuz 1996 tarihine duruşma günü verdi.
15 Mayıs 1996: Müdahil avukatlar dilekçe vererek, mahkemenin sanıkları tutuklamasını talep etti.
5 Temmuz 1996: Adalet Bakanlığının talebi üzerine Yargıtay 10. Ceza Dairesi'nin, İstanbul'da güvenlik sağlanamayacağı gerekçesi ile davanın Aydın'a nakline karar verdi.
20 Ağustos 1996: Aydın Ağır Ceza Mahkemesi, tensip kararı ile sanıkların ve tanıkların talimatla ifadesinin alınmasına karar verdi.
18 Ekim 1996: Aydın Ağır Ceza Mahkemesi, ilginin yoğun olması ve izdiham yaşanması nedeniyle davayı, kapalı spor salonunda yaptı. Bu davaya sanıklardan hiçbiri katılmadı. Mahkeme heyeti, sanıkların ifadelerinin alınabilmesi için duruşmayı 29 Kasım 1996 tarihine erteledi.
4 Kasım 1996: Aydın'daki duruşmadan bir süre sonra Aydın Cumhuriyet Başsavcılığı ile Aydın Valiliği'nin isteği üzerine Yargıtay 10. Ceza Dairesi, davanın Afyon'a naklini kararlaştırdı. Ancak davanın İstanbul'dan uzaklaştırılması, davaya olan ilgiyi azaltmadı. Tam tersine ısrarlı takipçilerin sayısı her duruşmada biraz daha arttı. "Dava nerede biz oradayız" diyen yüzlerce kişi bir çok ilden otobüslerle duruşmaların görüldüğü Afyon'a geldi. Hatta hemen her duruşma yurtdışından gelen delegasyonlar tarafından da izlendi.

Afyon'daki yargılama
21 Kasım 1996: Dava dosyası Aydın'dan Afyon Ağır Ceza Mahkemesi'ne gönderildi. Bu arada Eyüp Ağır Ceza Mahkemesi'ne gelen Aydın Ağır Ceza Mahkemesi'nin talimatla ifade alınmasına dair yazısı üzerine talimatla ifadeleri kimin alacağı hususunda Eyüp 1. Ağır Ceza Mahkemesi ile İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesi arasında anlaşmazlık çıktı. Talimat yazısı her iki mahkeme arasında 3-4 kez gidip geldi. En sonunda Eyüp 1. Ağır ceza Mahkemesi bazı tanıkların talimat ifadesini 28 Kasım 1996 tarihinden itibaren almaya başladı.
29 Kasım 1996: Afyon Cumhuriyet Başsavcısı Halis Küçüksubaşı, dosyanın henüz kendilerine ulaşmadığını, dosya kendilerine geldiğinde gereğinin yapılacağını açıkladı. Göktepe davası bu sefer de posta engeline takılmıştı.
27 Aralık 1996: İçişleri Bakanı Meral Akşener'in emri ile cinayet suçundan yargılanan ve daha önce açığa alınmış 11 polis memuru görevlerine iade edildi.
14 Ocak 1997: Kamuoyunun yoğun tepkisi üzerine İçişleri Bakanı Meral Akşener, 11 polisi görevlerinden uzaklaştırdı.
8 Ocak 1997: DSP lideri Bülent Ecevit Metin'in ölümünün birinci yıldönümünde yaptığı açıklamada, "Bu utanç verici olayın peşini bırakmayacağız. Görevini yapmaktan başka hiçbir kusuru olmayan Göktepe'nin ölüme sürüklenmesi ve aradan bir yıl geçmesine karşın duruşmaya başlanamaması, demokrasi, hukuk ve insan hakları açısından utanç vericidir" dedi.
CHP Genel Başkanı Deniz Baykal ise aynı tarihli açıklamasında, davayla ilgili ciddi bir savsaklama olduğunu belirterek, "Bu tür olayların sonuçlandırılmasını, hukuk devletinin, demokrasinin mücadelesi olarak görüyoruz. Göktepe olayı, ilgisizlik içinde gözden kaçırılmak isteniyor. Biz bu olayı gözden kaçırmak isteyenlere meydanı bırakırsak, Susurluk'u gözden kaçırmaya çalışanlara da meydanı bırakmış oluruz" dedi.
ANAP Genel Başkanı Mesut Yılmaz, Göktepe'nin gözaltında öldürülmesinin emniyet skandalı, davaya bir yıldır başlanamamasının hukuk skandalı olduğunu belirtti.
24 Ocak 1997: Eyüp 1. Ağır Ceza Mahkemesi talimat ifadelerini almak için sanık polislerin adreslerini araştırırken ve 7 Şubat 1997 gününe duruşma koymuş iken, sanık polislerin vekilleri mahkemeye yalan beyanda bulunarak müvekkillerinin 7 Şubat günü görevleri başında olmak zorunluluğundan ifadelerinin hemen alınması talep ettiler. Mahkeme 24 Ocak 1997 tarihinde duruşma açarak, müdahil avukatların haberi olmadan sanık polislerin ifadelerini gizlice aldı. Mahkeme kimlik tesbiti sırasında polislerin adreslerini almadı. Sorgu sırasında polislerin açığa alındığı dolayısıyla duruşma harici ifadelerinin alınması gerekçesinin doğru olmadığı anlaşıldı.
6 Şubat 1997: Afyon Kapalı Spor Salonu'nda yapılan ilk duruşmada, Metin Göktepe'nin öldürülmesine ilişkin Adli Tıp Kurumu'nca hazırlanan otopsi tutanağı ve otopsi raporu mahkemeye gönderildi ve dosyaya konuldu. Brüksel Barosu'ndan davaya gözlemci olarak katılmak isteyen iki avukatın başvurusu oldu. 48 polisin katılmadığı oturumda, tanıklar dinlendi.
11 Nisan 1997: Duruşmada sanık polisler yine yoktu. Çökme tehlikesi olduğu için Afyon Ağır Ceza Mahkemesi'nin yetersiz olduğunu söyleyen müdahil avukatlar, mahkeme heyetini reddetti.
28 Mayıs 1997: Göktepe'yi öldürmekten yargılanan Saffet Hızarcı, Fedai Korkmaz, Murat Polat, Burhan Koç. İlhan Sarıoğlu, Selçuk Bayraktar, Metin Kuşat, Tuncay Uzun, Fikret Kayacan, Seydi Battal Köse, Şuayip Mutluer'in dosyası diğerlerinden ayrıldı. Mahkeme, Sarıoğlu, Bayraktaroğlu, Mutluer, Hızarcı ve Köse hakkında gıyabi tutuklama kararı verdi.
26 Haziran 1997: Sanık polisler yine mahkemeye gelmezken, müdahil avukatlar sanık polislerden Korkmaz, Kuşat, Koç ve Polat hakkında tutuklama talebinde bulundu. Mahkeme heyeti, bu talebi reddetti.
24 Temmuz 1997: Sanıkların mahkemeye getirilmesine dönemin Başbakanı Mesut Yılmaz'ın "talimatı" da yetmedi. İzne çıkan Afyon Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı Kamil Şerif'in yerine davaya bakan Hakim Fatma Nilgün Uçar, 11 sanıktan 4'ünün daha tutuklanmasına karar verdi.
Haklarında gıyabi tutuklama kararı verilen 5 polis 28 Temmuz 1997 tarihinde teslim oldu.
2 Ağustos 1997: Sanıklardan Metin Kuşat, İlhan Sarıoğlu ve Saffet Hızarcı teslim oldu.
21 Ağustos 1997: Oturuma yine Fatma Nilgün Uçar başkanlık etti. 7 sanık mahkemeye getirildi. Ancak sanıklar, "susma haklarını" kullandılar. Sanık avukatlarının reddi hakim talebi ise kabul edilmedi. Aynı gün Afyon çıkışındaki bir lokantada Korkut Eken yemek yerken görüldü. Eken, bu durumu "tesadüf" olarak nitelendirdi.
15 Eylül 1997: İzinden dönen Mahkeme Başkanı Kamil Şerif, Uçar'ın tutukladığı, Korkmaz, Polat, Koç ve Kuşat'ı tahliye etti. Böylece dava yine eski haline döndü.
9 Ekim 1997: Tanıklarla sanıklar ilk kez mahkemede yüzleşti. En önemli tanık olan Deniz Özcan, sanık polislerden Mutluer, Kayacan, Hızarcı ve Kuşat'ı teşhis etti. Sanık avukatlarından Güzin Kılıç Köprülü, tanığa küfür etti. Mahkeme heyeti, Eyüp Kapalı Spor Salonu'nda bilirkişi heyeti ile yüzleştirme yapılmasını kararlaştırdı.
6 Kasım 1997: Mahkeme Başkanı Kamil Şerif, basının ve kamuoyunun bu olayla çok yakından ilgilendiğini ve kendisinin taraflı olduğuna ilişkin haberler yapıldığını gerekçe göstererek, "kendi kendimi ret ediyorum" dedi ve davadan çekildi.
27 Kasım 1997: Sandıklı Ağır Ceza Mahkemesi, Şerif'in talebini yerinde bularak, dava için hakim Mustafa Birışık'ı görevlendirdi. Bu arada daha önce 4 polisin tutuklanmasına karar veren Fatma Nilgün Uçar ile eşi Edirne'nin Keşan ilçesine sürgün edildi. Sürgün kararının tepki yaratması üzerine, Adalet Bakanlığı Uçar çiftini İstanbul'a gönderdi.
25 Aralık 1997: Duruşma öncesi Metin Göktepe'nin otopsi raporları basın yer aldı. Raporlarda, Göktepe'nin "öldürmek kastıyla dövüldüğü" vurgulandı. Sanık polislerden Eyüp İlçe Emniyet Amiri Seydi Battal Köse, duruşmada verdiği ifadeyle dikkat çekti. Köse, Metin Göktepe'nin öldürüldüğünü amiri konumundaki Eyüp İlçe Emniyet Müdür Mehmet Ali Aydın Akdemir'e bildirdiğini, O'nun da telefonla İstanbul Emniyet Müdür Yardımcısı Kemal Bayrak ve İstanbul Emniyet Müdürü Orhan Taşanlar'a bildirdiğini kaydetti. Köse, "Kanaatimce Göktepe'ye vuranlar, polis memurları Metin Kuşat, Yalçın Aydeniz ve Burhan Koç'tur" dedi. Müdahil avukatlar Taşanlar, Bayrak ve Akdemir hakkında suç duyurusunda bulunmaya karar verdiler.
5 Ocak 1998: İki yıl sonra Göktepe'nin öldürüldüğü yerde keşif yapıldı. Basın mensuplarına kapalı geçen keşife, tutuksuz yargılanan sanık polisler, silahlarıyla katıldılar. Sanık polislerden Fikret Kayacan, tanık Deniz Özcan'ı tehdit etti.
22 Ocak 1998: Sanık İlçe Emniyet Amiri Seydi Battal Köse, bir önceki duruşmadaki ifadesinin yanlış aktırıldığını iddia ederek, "Ben hiçbir üst düzey müdürümü suçlamadım" diyerek önceki ifadesinden imtina etti. Köse'nin avukatı ise müvekkilinin cezaevi koşullarında psikolojik durumunun bozulduğunu iddia etti.
7 Şubat 1998: Keşif raporu tamamlandı. Raporda Metin Göktepe'nin gözaltında dövülerek öldürüldüğü doğrulandı.
13 Şubat 1998: Müdahil avukatlar, tutuksuz sanıkların tanıklar üzerinde baskı kurmaya çalıştığını kaydetti. . Duruşmada ayrıca sanık Seydi Battal Köse, bir önceki duruşmada auvkatının söylediklerini yalanlayarak, "Açıklamaları baskı altında yapmadım. Savunmada sıkıntılar yaşıyorum, avukatım Burhan Hayran'ı reddediyorum" dedi.
Cumhuriyet Savcısı İsmail İlhan, esas hakkındaki mütalaasını açıkladı. Şuayip Mutluer, Saffet Hızarcı, Fedai Korkmaz, Murat Polat, Burhan Koç ve Metin Küşat'ın TCK 452/1, 463 ve 251'inci maddeleri uyarınca cezalandırılmalarını talep eden Savcı, alacakları mahkumiyet ve kaybolma ihtimalleri bulunduğundan tutuksuz sanıklardan Fedai Korkmaz, Murat Polat, Burhan Koç ve Metin Küşat'ın tutuklanmalarını da istedi. Savcılık, sanıklardan Emniyet Amiri Seydi Battal Köse, Selçuk Bayraktaroğlu, İlhan Sarıoğlu, Tuncay Uzun ve Fikret Kayacan'ın da üzerlerine atılı suçtan beraatlerini isterken, tutuklu olan Bayraktaroğlu, Sarıoğlu ve Köse'nin tahliyelerini talep etti.
12 Mart 1998: Sanık polisler son savunmalarında, "Vicdanımız rahat, suçsuzuz" dediler.

İlk karar
Metin'in öldürülüşünden 800 gün sonra yani 19 Mart 1998 tarihinde Afyon Ağır Ceza Mahkemesi kararını açıkladı. Afyon'daki yargılamada 5 sanık hakkında "kastı aşan adam öldürme" suçundan 7 yıl 6'şar ay hapis cezası verildi, 6 sanık beraat ettirildi.
Afyon Ağır Ceza Mahkemesi, polis memurları Şuayip Mutluer, Saffet Hızarcı, Fedai Korkmaz ve Metin Küşat'ı üzerlerine atılı suçları işledikleri kanaatine vararak, önce TCK'nın 452-1. maddesindeki "kastı aşan adam öldürme" fiiline göre 12'şer yıl ağır hapis cezasına çarptırdı. Bu sanıkların cezaları, TCK'nın 463. maddesindemi "faili belli olmayacak şekilde adam öldürme" fiili uyarınca yarıya indirildi. Ancak yine TCK'nın 251. maddesine göre suç, memur sıfatıyla işlendiği için artırılarak, ceza 9 yıla çıkarıldı. Sonuç olarak 4 sanık hakkında TCK'nın 59. maddesine göre altı bir oranda "iyi hal" indirimi de yapılarak, 7 yıl 6'şar ay hapis cezası verildi. Emniyet Amiri Seydi Battal Köse ise, yine TCK'nın 452-1. maddesindeki suçlamayla 12 yıl ağır hapis cezasına çarptırıldı. Mahkeme, Köse'nin suçun işlenmesine doğrudan katılmayıp yardımcı olduğu kanatine vararak, TCK'nın 65-3. maddesi gereğince cezasını yarıya kadar indirdi. Köse'nin cezası da memur olduğu göz önüne alınarak, diğer sınaklar gibi yarı oranda artırıldı. "İyi hal" indiriminden de yararlandırılan Köse7ye de 7 yıl 6 ay ağır hapis cezası verildi. Mahukm ettiği sanıklar hakkında ceza süreleri kadar kamu haklarından men cezası da veren Mahkeme Heyeti, sanıklardan Murat Polat, Burhan Koç, İlhan Sarıoğlu, Selçuk Bayraktar, Tuncay Uzun ve Fikret Kayacan'ın ise, "mahkumiyet için inandırıcı delil elde edilemediğinden" beraatlerini kararlaştırdı.
Kararı protesto eden Göktepe ailesi ve gazeteciler adliye önünden Zafer Anıtı'na kadar yürüyüp kalemlerini yere attılar.

Yargıtay'ın bozma kararı
Temyiz aşamasında Yargıtay 1. Ceza Dairesi, yerel mahkemenin kararını "usül yönünden" bozdu. 17 Temmuz 1998 tarihinde kararını açıklayan Yargıtay'ın bozma gerekçeleri şöyle:
- Sanıklardan Metin Kuşat ve Seydi Battal Köse'ye doğum ve sabıka kayıtları okunarak diyeceklerinin sorulmaması suretiyle CMUK'un 242 ve 250. maddelerine muhalefet edilmesi.
- Sanık Şuayip Mutluer'in karar başlığında kayıtlı bulunduğu il ve ilçe adının nüfus kaydındaki bilgilere uygun olarak yazılmaması,
- İstanbul 6. Ağır Ceza Mahkemesi'nin 25.10.1996 tarihli talimat zaptında dinlenen tanıklar ile 6.12.1996 tarihli celsede dinlenen tanık ifadelerinin tespiti sırasında duruşmaya katılmayan Cumhuriyet Savcısı'nın görüldü şerhi yaptırılmayarak ve 25169 sicil nolu hakim tarafından imza edilmeyerek CMUK'un 217 ve 268. maddelerinin ihlal edilmesi,
- Eyüp 1. Ağır Ceza Mahkemesi'nce talimatla sorguları yapılan sanıklarla ilgili olarak düzenlenen duruşma tutanağının 24.01.1997 ve 31.01.1997 tarihli olanların 17335 sicil numaralı hakim tarafından imza edilmemesi,
- Ömer Altıntaş'ın tanık olarak dinlendiği Eyüp 1. Ağır Ceza Mahkemesi'nin 21.02.1997 tarihli celsesine katılan kâtibin ad ve soyadının duruşma tutanağında belirtilmemesi,
- Deniz Gökçetin ile soruşturmayı yürüttükleri anlaşılan Muzaffer Candan ve Zübeyid Coşar haklarında disiplin yönünden yapılan soruşturma evrakının bulundukları aşamadıki onaylı örneklerinin dosyaya celp edilmemesi,
- Olayın grögü tanığı olduğu anlaşılan İlhan Uçar'ın, müdahil tarafın olayla ilgili olarak bilgi sahibi olduğunu ileri sürdüğü tanık Haydar Kutlu'nun, tanık Ahmet Şık'ın beyanında ismi geçen Hür Yeni Dünya'nın, hakkındaki kamu davası bu davadan tefrik edilen polis memuru Yalçın Akdeniz'in duruşmada tanık sıfatı ile dinlenerek olayla ilgili bilgi ve görgülerinin edilmemesi,
- Sanıklardan Murat Polat'la ilgili olarak gerekçeli kararın 8. sayfasında eylemin sübuta erdiğine ilişkin açıklamalara yer verildiği halde kısa kararda beraatine karar verilerek çelişkiye düşülmesi.

İkinci kez Afyon
20 Ağustos 1998: Adli tatil nedeniyle mahkemeye, Ümit Özmen başkanlık yaptı. Cafer Cem Akın ile İbrahim Demirtaş mahkeme heyetini oluşturdu. Tutuksuz sanıkların katılmadığı duruşmada, Yargıtay'ın bozma kararına uyuldu.
17 Eylül 1998: Mustafa Birışık'ın başkanlık ettiği mahkeme heyeti, Murat Polat hakkında gıyabi tutuklama kararı verdi. Tanık İlhan Uçar, Göktepe'nin polisler tarafından spor salonunda öldürülene kadar dövüldüğünü anlattı. Köse tarafından her duruşmada adı geçen polis memuru Yalçın Aydeniz ise yazılı ifadesinde, spor salonuna hemen herkesin "darbeli" geldiğini söyledi.
15 Ekim 1998: Sanık polisler verdikleri ek ifadelerde birbirlerini suçladılar.
13 Kasım 1998: Köse, Göktepe'yi dövenlerin içinde olduğunu söylediği polis memuru Yalçın Aydeniz'in, İstanbul Asayiş Şube Müdürlüğü'ndeki sorgusu sırasında orada görevli yakınlarınca kollandığını söyledi. Mahkemece tanık olarak Siirt'te ifadesi alınan Aydeniz'in, sanık avukatlarından Ahmet Ülger'in mahkemece yardımını aldığını vurgulaması, mahkemede yalancı tanıklık tartışmasına neden oldu. Mahkeme ayrıca, baskılar karşısında tarafsızlığını yitirdiği gerekçesiyle Köse'nin ^reddi hakim" talebini kabul etmedi.
7 Aralık 1998: Göktepe davası devam ederken İstanbul'da da sanık polislerin avukatı Ahmet Ülger yargılanıyordu. 1997'nin Şubat ayında yayınlanan "Söz Fato'da" isimli programda yayınlanan gizli kamera görüntülerinde Ülger, "hakimi bağlarım" diyordu. Ancak 7 Aralık 1998'de görülen duruşmada Ülger, delil yetersizliğinden beraat etti.
11 Aralık 1998: Mahkeme Heyeti, tutuklu polisler Köse, Mutluer, Hızarcı, Korkmaz ve Kuşat'ın tahliyesine karar verdi. Böylece Göktepe davasında tutuklu sanık kalmadı.
29 Ocak 1999: Duruşmaya bir sivil polis silahıyla girdi. Murat Polat hakkındaki gıyabi tutuklama kararının vicahiye çevrildiği ve Polat'ın Van Askeri Ceza Mahkemesi'nde olduğu açıklandı. Duruşmanın ardından da aralarında sivil polislerin de olduğu bir grup, adliye önünde kurt işaretleri yaparak, kitleyi provake etmeye çalıştı.
24 Şubat 1999: Göktepe'nin avukatları İstanbul İl İdare Kurulu'na başvurarak, dönemin İstanbul Emniyet Müdürü Orhan Taşanlar, Müdür Yardımcısı Kemal Bayrak, Eyüp İlçe Emniyet Müdürü Mehmet Ali Aydın Akdemir ve İçişleri Bakanı Teoman Ünüsan'ın yargılanmasını istemişti. Kurul, Ünüsan ve Taşanlar'ın dosyasını yetkisi dahilinde olmadığı gerekçesiyle İçişleri Bakanlığı'na, bakanlık da Danıştay'a gönderdi. Ancak kurul Bayrak hakkında, "lüzum-u muhakeme" kararı verdi. 700'ü aşkın kişinin gözaltına alınmasına rağmen bu şahısların muhafazaları ile gereği ölçüde ilgilenmediği, denetlenemediği, ölüm olayından haberdar edilmesine rağmen olay yerine gelmeyerek görevini kötüye kullandığı için Bayrak'ın Asliye Ceza Mahkemesi'nde yargılanması uygun görüldü.
26 Şubat 1999: Davanın tek tutuklu sanığı Murat Polat, duruşmaya getirildi. Ancak dava dosyasında ilginç bir belge olduğu ortaya çıktı. Resmi belgeye göre, Göktepe'nin öldürülmesiyle ilgili açığa alınmasının ardından Polat, dönemin İçişleri Bakanı Meral Akşener tarafından davanın görüldüğü Afyon'a polis memuru olarak atanmıştı. Esas hakkında görüşünü açıklayan savcı, 6 sanık polis hakkında 7.5 yıl hapis cezası isterken, 5 sanığın beraatini talep etti.
8 Nisan 1999: Müdahil avukat Fikret İlkiz, 39 sayfalık esas hakkındaki mütalaasını özetledi. İlkiz, Afyon Ağır Ceza Mahkemesi'nin 19 Mart 1998 tarihli karar gerekçesinin yanlış olduğunu belirterek, "Sanıklar ellerindeki 'Haydar' ismini verdikleri sopa ile Metin Göktepe'yi kafasını ve kaburgalarını kırarak öldürmüşlerdir. Kasıt bu kadar açıktır" dedi.
6 Mayıs 1999: Duruşma öncesinde izinsiz yürüyüş yapmak istedikleri gerekçesiyle ve aralarında Metin Göktepe'nin annesi Fadime Göktepe'nin de bulunduğu gruba polis müdahale etti. 20'ye yakın kişi gözaltına alındı. Duruşmada ise, Murat Polat, Şuayip Mutluer, Saffet Hızarcı, Fedai Korkmaz, Metin Kürşat ve Seydi Battal Köse'nin 7 yıl 6'şar ay ağır hapisle cezalandırılmasına; Burhan Koç, İlhan Sarıoğlu, Selçuk Bayraktaroğlu, Tuncay Uzun ve Fikret Kayacan'ın ise üzerlerine atılı suçu işlediklerine dair kesin delil elde edilemediğinden beraatlerine karar verildi. Böylece; Afyon Ağır Ceza Mahkemesi, Yargıtay tarafından bozulan kararında beraat ettirdiği sanık polis memurlarından Murat Polat'ı da 7 yıl 6 ay hapse mahkum etmiş oldu. Mahkeme, öteki sanıklar hakkındaki kararında ise bir değişikliğe gitmedi.
11 Mayıs 1999: Davanın karar duruşması öncesinde polis saldırısına uğrayan Göktepe ailesi, adliye çevresinde görev yapan emniyet müdürü, müdür yardımcıları ve görevli polisler aleyhine suç duyurusunda bulundu. Dilekçede, polislerin "seyahat özgürlüğünü ve adliyenin görev yapmasını engellediği, darp suçunun işlendiği" kaydedildi.

İkinci kez Yargıtay
Afyon Ağır Ceza Mahkemesi'nin ikinci kararının temyiz duruşması, 25 Kasım 1999 tarihinde Yargıtay 1. Ceza Dairesi'nde görüldü. Emniyet Amiri Seydi Battal Köse'nin avukatı Ali İhsan Kal, "Basit cop kullanma, ölüm için yeterli değildir. Müvekkilim kaba hareketleri engellemiştir" diyerek, Köse hakkındaki mahkumiyet kararının bozulmasını istedi. Köse ise, İstanbul Emniyeti'nin üst düzey görevlilerinin "kendilerini kurtarmak için" kendisini sanık olarak ortaya attıklarını söyledi. Temyiz duruşması, mazeret bildiren iki sanık avukatının da savunmalarını yapması için ertelendi.
20 Ocak 2000 tarihinde kararını açıklayan Yargıtay, 7 yıl 6'şar ay hapis cezasına çarptırılan 6 polisten 5'inin cezasını onayladı. Emniyet Amiri Seydi Battal Köse hakkında ise "TCK'nın 240. maddesinde öngörülen görevi suiistimal suçundan yargılanması gerekir" sonucuna vararak verilen hükmü bozdu. Yargıtay'ın "öldürme fiilinde iştirak iradesi bulunmadığına" karar verdiği Köse'nin 1-3 yıl hapis istemiyle yargılanmasını istedi.
Yargıtay'ın bozma kararına direnemeyen Afyon Ağır Ceza Mahkemesi, 20 Nisan 2000 tarihinde görülen duruşmada, Köse'nin daha önce verdiği 7 yıl 6 ay olan hapis cezasını 1 yıl 8 aya indirdi. Köse'ye ayrıca 375 bin lira para cezası ve 5 ay memuriyetten men cezası verildi. Kararın ardından cezayı yeterli bulmayan müdahil avukatlar, mahkemeye temyiz dilekçesi verdi.

Devlet tazminata mahkum oldu
Göktepe'nin ailesi, İstanbul 2. İdare Mahkemesi'nde İçişleri Bakanlığı aleyhine tazminat davası açtı. Başvuruda, Fadime Göktepe için 500 milyon lira maddi, ayrıca anne ve kardeşler için 27 milyar lira manevi tazminat isteminde bulunuldu. İstanbul 2. İdare Mahkemesi de, yaptığı inceleme sonunda İçişleri Bakanlığı'nı anne Göktepe'ye 1 milyar 392 milyon 57 bin 183 lira maddi, tüm Göktepe ailesine toplam 8.5 milyar lira manevi tazminat ödemeye mahkum etti. Bunun üzerine İçişleri Bakanlığı, kararın iptali ve yürütmenin durdurulması istemiyle Danıştay'a başvurdu. Danıştay 10. Daire, yürütmeyi durdurma istemini reddetti. Ancak mahkeme tarafından hükmedilecek tazminat miktarının istemle sınırlı olması gereğinden hareket eden Danıştay, maddi tazminatın yasal faizleriyle birlikte 500 milyon olarak Fadime Göktepe'ye ödenmesine, manevi tazminat olarak 8.5 milyar liranın onanmasına karar verdi.

Dava AİHM'de
Göktepe Ailesi'nin vekillerinin Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM)'ne yaptığı başvuru ise halen sonuçlanmadı. Göktepe davası avukatları başvurularında, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (AİHS)'nde yer alan adil yargılanma ve yaşam hakkının ihlal edildiğini, işkence yapıldığını kaydettiler.

Israrlı ve örgütlü takip
Göktepe davasının sonucunda sadece 6 polis az bir ceza alarak mahkum oldu. Bu karar kamuoyunu tatmin etmekten çok uzaktı. Çünkü emri verenler halen görevlerini sürdürüyorlardı. Ancak, Türkiye tarihinde bir çok gazeteci cinayeti yaşanmıştı ve bırakın sanıklarının yargılanmasını, bir çoğunun failleri dahi ortaya çıkarılamamıştı.
Metin Göktepe davasının diğer örneklerden olmasında ise, genç gazeteciler ile Metin'in gazetesi Evrensel'in, ailesinin ve avukatlarının takibinin payı büyüktü. Bu takibin örgütlü ve ısrarlı bir baskıya dönüştürülmesi Göktepe davasının "mahkumiyet kararı çıkan ilk gazeteci cinayeti" olarak tarihte yerini almasını sağladı.
Kapsamlı ve örgütlü bir mücadelenin sonucunda tüm yasal ve yasal olmayan engellemelere rağmen, polislerin ya da dolaylı olarak devletin yargılandığı davalarda olumlu sayılabilecek sonuçların alınabileceğini, Metin Göktepe bize öğretti.
anasayfailetişim
METİN'E METİN
BİR METİN

Metin'in kafasında
bir darp var
Polis
karakolundan
morga kadar
Mosmor
Bir darbe var
yüreğimizde
beynimizde
Soruyor bir işaret
fişeği
Biz ölerek mi
yaşamayı
öğreneceğiz hâlâ...

Can Yücel
gazeteciler

Tel: +90 (212) 233 20 36 Fax: +90 (0212) 233 18 60-70
Eskişehir Mahallesi Dolapdere Caddesi Karabatak Sokak No: 31/2 Şişli/İSTANBUL
          e-posta: bilgi@metingoktepe.com
eby
anasayfa ::  haberler ::  biyografi ::  yorumlar ::  göktepe ödülleri ::  metinden ::  dava hakkında ::  fadime göktepe
EVRENSEL - 2008