metin
'Ben mutlaka izlemeliyim arkadaşlar'
12/03/2008
Fatih Polat / 8 Ocak 2000 / Yeni Evrensel

Metin, 8 Ocak 1996 günü gazeteye geldiğinde, Ümraniye Cezaevi'nde dört gün önce öldürülen devrimci tutuklular Rıza Boybaş ve Orhan Özen'in cenazelerini izlemek için son hazırlıklarını yapan arkadaşlarına böyle demişti. Bu onun için, mesleki bir aşkın ötesinde, büyük bir coşkuyla yaşama katılma ve müdahale etme isteğinin ifadesiydi.
Bir işi gönülsüz yapmakla, onu eksiksiz ve kusursuz yapmak arasındaki fark, olay günü gittiği Alibeyköy'de polisin engellemlerine rağmen, haberi tüm boyutlarıyla izlemek için gösterdiği çabada da görülmüştü. Diğer meslektaşlarına göre, polis barikatını ne pahasına olursa olsun zorlamayı, barikatın arkasındaki habere ulaşmanın koşulu olarak gördü. Gazetecilik başka neydi ki!
Türkiye'de halkın ihtiyaç duyduğu gerçeğin önündeik barikat, bazen resmi, bazen gayri resmi, bazense bir çete olarak gazetecinin karşısında dikiliyor. O barikat aşıldığında, resmi Susurluk Raporu'nun ifadesi ile "bertaraf" ediciler, "bertaraf" edilmeden karanlıktan sürekli aydınlığa çıkmak da mümkün değil. Metin'in ölümünden sonra, genç gazeteciler başta olmak üzere, Trükiye'nin dürüst gazetecileri, artık canların atak eden bu gerçeğin üzerine itmek için beklemenin anlamsız olduğunu, aslında bu konuda çok da geç kalındığını düşündüler. Bu, hak arama mücadelelerinde polis saldırılarıyla sürekil yüzyüze gelen ülke emekçileri için de, böyleydi. Ayrıca Metin onlardan biriydi. Bunun bilinci, gözden ırak tutmak için önce Aydın'a, oradan da Afyon'a sürülen davasının, her duruşmasının bir mitinge dönüşmesinin motoru oldu.
Hep birlikte, sahip çıkmamız halinde katillerin yargılanacağını öğrendik. Bu, resmi makamların her türlü ayak sürümesine rağmen, katillerin cezalandırıldığı ülke tarihindeki tek gazeteci davası olurken, hepimize de demokrasinin bir yerlerden beklenerek değil, mücadele edilerek kazanılabileceğini öğretti. Metin'in ölümüyle sonuçlanan toplu gözaltı emrini veren, dönemin İstanbul Emniyet Müdürü Orhan Taşanlar ile bu emri uygulayan Yardımcısı Kemal Bayrak'ın üzerindeki koruma halesinin sonsuza dek öyle kalacağın ıdüşünmek ise, her şeyden önce verilen onca mücadeleye karşı bir inançsızlık olur. Metin Göktepe davasının takipçisi olanlar, halkın vicdanında çoktan mahkum olan Taşanlar ve Bayrak'ın peşini elbette bırakmayacaklar.
"Bertaraf" edicilerin, Metin'den sonra bir başka ismi daha, Ahmet Taner Kışlal'yı karanlık kuyuların açekmeleri ise, bir başka gerçeği gösterdi. Bu akibetten mutlak kurtuluş, sürekli ve ısrarcı bir takibi gerektiriyor. Bugün, Harriyet'te Çetüin emeç'in yazdığı köşede yazan, onun koltuğunda oturna, yine Milliyet'te Abdi İpekçi'nin yazdığı köşede yazan, onun koltuğunda oturanların, İzzet Kezer'in gazetesinin, katillerin, sorumlularnı ortaya çıkarılmasını, en önce kendi üzerlerine vazife saymamaları, üçüncü bin yıla aydınlanmamış gazeteci cinayetleriyle girmemiz de etkili olmadı mı?
Çetelerin göbek attığı bir ülke olmaktan kurtulmak için, "bertaraf" edicilerin peşini bırakmamak, onları, onların yerli ve yabancı işbirlikçilerini "mutlaka izlemek" ve bu topraklardan tamamen söküp atmaktan başka çaremiz var mı?
anasayfailetişim
METİN'E METİN
BİR METİN

Metin'in kafasında
bir darp var
Polis
karakolundan
morga kadar
Mosmor
Bir darbe var
yüreğimizde
beynimizde
Soruyor bir işaret
fişeği
Biz ölerek mi
yaşamayı
öğreneceğiz hâlâ...

Can Yücel
gazeteciler

Tel: +90 (212) 233 20 36 Fax: +90 (0212) 233 18 60-70
Eskişehir Mahallesi Dolapdere Caddesi Karabatak Sokak No: 31/2 Şişli/İSTANBUL
          e-posta: bilgi@metingoktepe.com
eby
anasayfa ::  haberler ::  biyografi ::  yorumlar ::  göktepe ödülleri ::  metinden ::  dava hakkında ::  fadime göktepe
EVRENSEL - 2008