metin
Halk üçgenin dışında kalınca
07/03/2008
Nail Güreli *

Medya – siyaset – ticaret üçgeninde halk yok. Halk siyaset ve ticarette bir “mal” gibi, medyada da “müşteri” gibi görülüyor. Bu durumda ne halk etkin, ne de halk gazeteciliği yapmak isteyen gazeteciler.
Demek ki, “halk gazeteciliği” diye bir kavram oluştu.
Evrensel gazetesi muhabiri Metin Göktepe’nin polis gözetiminde öldürülüşünün yıldönümü nedeniyle, Evrensel halk gazeteciliğini vurgulama gereksinimi duyuyor ve bizden bu konuda yazı istiyor.
Bizim gazeteciliğe başladığımız günlerde, yaklaşık yarım yüzyıl önce, böyle bir ayırım yoktu. Gazeteciliğin zaten halk için, halk yararına yapılan bir meslek olduğunu bilirdik. Gerçi o devirde de çok daha öncelerde de, örneğin 1860’larda Baba Tahir’lerin zamanında, gazetecilik ahlakıyla bağdaşmayan biçimde bu mesleği kullananlar vardı. Daha önce de oldu, başka ülkelerde de oldu.
Pierre Lazaref’in “Fransa’da Basın Rezaletleri” ve Münir Süleyman Çapanoğlu’nun “Basın Tarihimizde Parazitler” kitapları böyle örnekleri sergiliyor. Bunları iyimser bir yaklaşımla tekil (münferit) örnekler sayabiliriz.
Gazetecilikteki gelişime ve de asıl önemlisi “değişime” koşut olarak, gazeteciliğe birtakım tür adları verilir oldu. Fikir gazeteciliği, magazin ya da bulvar gazeteciliği gibi…
Gide gide bunlara bir de halk gazeteciliği eklendi.
Halk gazeteciliği mi?
Halk gazeteciliğinin karşıtı ne?
Halkın çıkarlarını korumayan…
Halkın sömürülmesine göz yuman…
Bu amaçla gerçekleri doğru ve dürüst biçimde aktarmayan…
Gerçekleri saptıran…
Bazı gerçekleri görmezden gelen / saklayan…
Belli güç odaklarının çıkarına kamuoyunu yönlendirmeye / manüple etmeye çalışan…”ga-ze-te-ci-lik”.
Bunun adına da genel kabul gören bir söylemle sermaye gazeteciliği ya da holding gazeteciliği deniyor.
Fikir gazetesi olarak da magazin gazetesi olarak da sermaye gazeteciliği yapılır.
Bunun karşıtı da var elbet; fikir gazetesi olarak da magazin gazetesi olarak da halk gazeteciliği yapılır. (Magazini, bugünkü yaygın algılanışıyla kimi “sanatçıların düzeyli yaşamı”nı yansıtmak olarak almamalı.)
Nereden gelip palazlandı?
Halk gazeteciliği ile holding gazeteciliği kavramları nereden gelip palazlandı, nasıl toplum yaşamımıza ve dilimize yerleşti?
Ayrıntılarını bir yana bırakıp özetine bakalım.
Basının teknolojik gelişmesi ve sermaye yapısının değişip büyümesiyle, bir başka deyişle basından medyaya geçiş sürecinde bir ilişkiler üçgeni oluştu: Medya-Siyaset-Ticaret üçgeni.
Bu üçgeni düzgün medya, düzgün siyaset, düzgün ticaret kurumlarının işleri gereği oluşan bir üçgen olarak almayın. O zaman bunun çok doğal, çok normal bir üçgen olduğunu savunanlar çıkar.
Elbet genelleme yapmadan söylüyoruz; söz konusu üçgen, adı geçen kurumların karşılıklı ve içli dışlı çıkar ilişkilerinin kotarıldığı bir üçgene dönüştüğünde, ne medyada, ne siyasette, ne ticarette halkın çıkarının yeri kalır.

Ayrışma noktası
İşte bu noktada da ayrışma olur. Siyaset ile ticareti bir yana bırakıp medya için söyleyelim.
Ticaret ve siyaset gazeteciliği ile halk gazeteciliği ayrışır. Ticaret ve siyasetin bütünleştiği sermaye gazeteciliğine karşı halk gazeteciliği önem kazanır.
Peki bu üçgende halkın yeri nerededir?
Bu üçgende halkın adı yoktur. Müşteri vardır.
Ticarette müşteri zaten müşteridir. Siyasette seçmen olur. Medyada ise okur ve izleyici olur.
Aslında onların gözünde ne müşteri ne seçmen ne de okur ve izleyici evrensel anlamıyla halktır. Onların çıkarları için kullanılacak, bilinçlendirilmelerine gerek duyulmayan, hatta bundan korkulan insan yığınlarıdır.
Küreselleşen dünyada halk bir mal, bir meta olarak görülüyor. Gelişmiş ülkelerin gözünde de gelişmemiş ülkeler birer mal.

Halk nerede?
Yine medyaya dönersek, basında bir dönem promosyon çılgınlığıyla müşteri gazeteciliği yapıldı.
Bugün, “reyting” denilen izlenme oranları ile gazete tirajları en etkin belirleyici olarak görülüyor. Köylüsüyle kentlisiyle yoksul halkın reytingi yok, tirajı düşük.. Dolayısıyla o halkın dünyası medyada yok. Yine genelleme yapmadığımızı belirtelim, halkın sorunları yeterince yer bulamıyor, bu sorunların sorumluları gerektiğince sorgulanamıyor.
Sonlandıralım: Reytinge - tiraja tapmayıp, medya – siyaset – ticaret üçgenine kapılmayıp doğru dürüst, namusluca gazetecilik yapanların yaptığı işe halk gazeteciliği deniyor.
Eşyanın doğası gereği, halk gazeteciliği de çıkarcı, sömürücü egemen güçlerin hedef tahtası haline geliyor. Canına kastedilinceye kadar her türlü baskıyla karşı karşıya kalıyor.

Son söz
Metin Göktepe bir halk gazetecisiydi. Öldürüleli 10 yıl oldu.
Basında halk gazeteciliği yapanlar da var, halk gazeteciliğine gönül verenler, bu sorumluluğun farkında olanlar da var. Ama bugün için (belki çoğunlukta oldukları halde) belirleyici değiller.
Bugün bizce gelişmekte olan ülkelerde basının ikilemi bu noktada düğümleniyor:
Halk, medya – siyaset – ticaret üçgeninin dışında.
Böyle olunca da halk gazeteciliği zorlanıyor.
* Türkiye Gazeteciler Cemiyeti eski Başkanı
anasayfailetişim
METİN'E METİN
BİR METİN

Metin'in kafasında
bir darp var
Polis
karakolundan
morga kadar
Mosmor
Bir darbe var
yüreğimizde
beynimizde
Soruyor bir işaret
fişeği
Biz ölerek mi
yaşamayı
öğreneceğiz hâlâ...

Can Yücel
gazeteciler

Tel: +90 (212) 233 20 36 Fax: +90 (0212) 233 18 60-70
Eskişehir Mahallesi Dolapdere Caddesi Karabatak Sokak No: 31/2 Şişli/İSTANBUL
          e-posta: bilgi@metingoktepe.com
eby
anasayfa ::  haberler ::  biyografi ::  yorumlar ::  göktepe ödülleri ::  metinden ::  dava hakkında ::  fadime göktepe
EVRENSEL - 2008