metin
Halk gazeteciliği... yiğitlik mertlik
07/03/2008
Umur Talu

Başlığı bir de bir Anglo-Sakson “iletişim” kavramı olarak tabandan neredeyse soyutlanan ve akademikleştirilen “public journalism”in tercümesiyle, “kamu gazeteciliği” diye seçseydim...
“Yiğitlik ve mertlik” bayağı “avam” kalırdı. Fazla popülist, çok sıradan; bayağı bayağı!
Oysa bu nitelikleri, elbette öğrenilen, geliştirilen veya saptırılan, gönül işi, beceri işi olduğu kadar meslek ve kurallar silsilesi de barındıran gazetecilik açısından elzem.
Ben de kimileri gibi öyle düşünüyorum.
Yıllardır sık sık bu nitelik veya hasletlerle anmak istediğim gazetecilikte yiğitlik ve mertliğin yerini yıllar (hatta yıllar yıllar) önce şöyle toparlamışım kafamda:
Bildiğim, anladığım, hissettiğim, paylaştığım kadarıyla, “yiğitlik” gazeteciliğin tohumlarında, genlerinde, mayasında, emdiği helal sütte vardı.
Gazeteciliğin manası bazen “objektiflik” adı altında duyarsızlığa indirgenerek, bazen sırf “halka haber vermek”le sınırlandırılarak, bazen de iğfal edilerek, “yiğitlik”, henüz öldürülmemişse de süründürülmüştü. Süründürülüyor.
Şimdi bu hamaset kokulu “yiğitlik”i, gazetecilik açısından bi çerçeveye oturtmalı.
Yiğitlik, gazeteciliğin kamusal işlevidir.
Halkın içinden, halkla birlikte, halk adına haksızlığa kafa tutulması, halkı oyuna katmasıdır.
Sadece halkın dışından, onu olan biten hakkında kendi uygun gördüğü muhteva ve biçimde bilgilendirip gerisine karışmama soğukluğu, donukluğu değil; onunla birlikte “kamu yararı” kovalama heyecanıdır.
Gazeteciliğin ve gazetelerin kurtuluşu (eğer sadık okur ve istikrarlı satış rakamları ticari bir mana da taşıyorsa, ekonomik güvencesi de) yiğitliğin hatırlanmasına ve canlandırılmasına bağlı.
Canlanacak yiğitlikle, kamusal alanın da ısıtılmasına, o ısınma sayesinde gazeteciliğin daha da yiğitleşmesine bağlı.
Gazetecilik, hepimizin bayıldığı ve çekiştirip durduğu şekilde, demokrasi açısından vazgeçilmez, hayati bir işlev taşıyorsa, gelişmiş dendiği halde alıklaştığı da bir gerçek olan Batı demokrasilerinin canlılığı da, bizimki gibisinden yarım yamalak sersem sepeleklerin akıl ve izan kazanması da biraz buna bağlı.
Gazete ait olduğu yere, “Fikri hür, vicdanı hür” gazetecilere ve halka iade edilmezse, kökenindeki yiğitlik, bağımsızlık terkibine kavuşmazsa, geçmiş olsun.
“İade”, çünkü onlardan büyük ölçüde çalındı.
Bir takım “üst tabaka” zevklerinin, ticari kaygılarının, politik güç ve menfaat kovalamacalarının, reklam-ilan coğrafyasının, esiri demeyelim de, rehinesi kılındı.
Her gazeteci değilse de, gazete yönetme ve gazete yönetici stili dünyanın çok yerinde ve çok örnekte, halktan koptu.
Gazete insanlara değil, ticari tercihlere, siyasi takdirlere, devlet politikalarına, şirket çıkarlarına ve kişisel zevklere satılan bir mal haline geldi.
İnsanlarının canının yandığı yerde gazete bağırabilmeli.
İnsanların hırpalandığı yerde gazete isyan edebilmeli.
İnsanların susturulduğu, konuşamadığı durumda, gazete ses almalı, ses vermeli.
Gazete, insanlara dağıtılan keyfe keder tek taraflı bir bildiri değil, insanlık durumlarını ortaya çıkarıp hayatı konuşturan, insanları birbirlerinin sorunlarıyla, fikirleriyle, beklentileriyle buluşturan bir iletişim aracıdır.
Siz insanları uyutur ve unutursanız, onlar da sizi unutur.
Bağımsızlığı ve halktan yana, yurttaşlık bilincinin diri tutulmasından yana tarafgirliği gazetenin yiğitliğidir.
Gazetenin toplumsal, hatta ticari uzun vadeli çıkarları da bu “geleceğe dönüş”te yatıyor.
“Gelecek” çünkü hem bugünden hem eskisinden farklı yeni yöntemler bulunmalı...
“Dönüş” çünkü ruhunun derinliklerindeki “yiğitlik” işlevine kavuşmalı.
Bunları yazdığımda halkın içinden genç bir halk gazetecisi olan Metin Göktepe öldürüleli iki yıl olmuştu. Belki biraz daha fazla.
Şimdi ise 10 yıl.
Göktepe cinayetinin hemen ardından şu satırlar da dökülmüş:
Bu meslek, güçlü birilerinin yanından, onların ağzıyla, halkı ikna ve uyutma mesleği midir, yoksa güçsüz denen halk kesimlerinin yanında, onların sesini güçlülere duyurabilme mesleği midir?
Gazeteci, kuşkucu, soru soran, didikleyen, ancak bu özellikleriyle bilgilendiren, halk adına “muhalif” duygusu sürekli ayakta biri midir; yoksa yemlenen, demlenen, gemlenen, yakın korumalı, uzaktan kumandalı, beyni emanet, ruhu tutsak, hafızasız yalak yavşak biri midir?
Bugün (üçüncü yılında) Uğur Mumcu’yu kimlerin öldürdüğü henüz bilinmiyor. Göktepe’yi öldürenler belki zoraki şekilde ortaya çıkacak.
Bir gün Türkiye’de “gazeteciliğin öldürüldüğü”nden söz edilecek olursa da, herhalde bugün kendini çok itibarlı bulan bazıları, o itibarları sayesinde failler listesinde yerlerini alacak.
Biraz kalabalık bir liste olsa da.
8 yıl, 10 yıl... Uzun gibi görünen, ama tarihin devinimleri içinde kısacık zaman kesitleri.
Bir genç gazeteci hayatının en dinamik sürecinin daha başlarında yaptıklarıyla ve öldürülmesiyle “yiğitliğe dönüş”e bir şey katmışsa...
Ömrü daha uzun biçilmiş bizlere de, “halktan kopuk kitle gazeteciliği”nin kenarında da orta yerinde de “yiğitlik ve mertlik” adına ses vermek düşer.
anasayfailetişim
METİN'E METİN
BİR METİN

Metin'in kafasında
bir darp var
Polis
karakolundan
morga kadar
Mosmor
Bir darbe var
yüreğimizde
beynimizde
Soruyor bir işaret
fişeği
Biz ölerek mi
yaşamayı
öğreneceğiz hâlâ...

Can Yücel
gazeteciler

Tel: +90 (212) 233 20 36 Fax: +90 (0212) 233 18 60-70
Eskişehir Mahallesi Dolapdere Caddesi Karabatak Sokak No: 31/2 Şişli/İSTANBUL
          e-posta: bilgi@metingoktepe.com
eby
anasayfa ::  haberler ::  biyografi ::  yorumlar ::  göktepe ödülleri ::  metinden ::  dava hakkında ::  fadime göktepe
EVRENSEL - 2008